top of page

Düşüş, Döngü ve Düğüm: Hidrosarmal

29 Eyl
1 dakikada okunur

Gök kubbeden kopan bir yağmur damlasının yolculuğu düz değildir. Çizgiler kırılır. Rüzgârla buluşan o şeffaf kütle anında yerçekimine teslim olur. Havada görünmez, zarif bir sarmal çizer. Peki, salt düşüş sandığımız o an aslında kusursuz bir kavisin doğuşu değil midir?


Toprakla buluşulan o ilk an... Sarmal boyut değiştirir. Suyu yaran iz, iç içe geçmiş halkalar hâlinde dışa doğru nefes alır. Ritmik bir titreşim ya da varoluşun en geçici helezonu. Çarptığı an fena bulan o damla, ardında bıraktığı titreşimlerle varlığının yankısını suya mühürler.


Camlara vuran o tanıdık ritim, zihni usulca kendi sarmalının içine çeker. Islanan dünyayı izleriz. Düşüncelerimiz karmaşadan sıyrılır, yavaşça içe doğru kıvrılmaya başlar. Bu, boğucu bir melankoli midir? Esasında dış dünyanın gürültüsünden izole olduğumuz asil bir sığınaktır. Serin bir yalnızlık.


Yağmurun doğası devasa bir sarmaldır. Su göğe yükselir, ağırlaşıp tekrar toprağa döner. Ancak hiçbir zaman tam olarak aynı noktaya düşmez. Nitekim her düşüş yeni bir hikâye, her yükseliş bambaşka bir menzildir. Döngü kendini tekrar eder sanırız. Oysa her seferinde derinleşir.


Yağmur, salt bir doğa olayı değildir. Göksel bir sahnedir. Evrenin en kusursuz ve lirik sarmallarından birinin yeryüzünde sahnelenmesidir. Toprak kokusu rüzgâra karışır. Devinimi hissederiz. Havada dönerek düşen damlaların zarafeti, hayatın da ahenkle kıvrılan yağmursal bir sarmal olduğunu sessizce fısıldar.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page