top of page

RAGNARÖK: TANRILARIN ÇÖKÜŞÜ

29 Eyl
4 dakikada okunur

Dokuz diyarı birbirine bağlayan kadim ağaç Yggdrasil’in yaprakları o gün derinlerden gelen kaos nedeniyle daha şiddetli, daha tedirgin titriyordu. Kadim ağaç, köklerini kemiren ve açığa çıkmak isteyen karanlığa tepki veriyordu. Asgard’da ise Odin sessiz ve düşünceliydi çünkü diğer tanrılardan farklı olarak olacakları önceden görmüş ve duymuştu. Bu bir savaş ya da bir son değildi, kaçınılmaz bir dönüşümdü.


Odin, bilgelik için büyük bedeller ödemişti. Ancak sonsuz bilgelik onun için bir lütuf olamamıştı, bir lanet olmuştu. Çünkü gerçek ona yalnızca korku vermişti. Tanrılar ölecekti. Bu kehanet, Odin’in çaresizce kaderi değiştirmeye çalışmasına sebep oldu. Fakat kaderden kaçmaya çalışmak, onu gerçekleştirmekti.


Her şey bir kahkahayla başladı.


Baldr; ışığın ve saflığın tanrısıydı; tanrıların en sevileni, en neşe dolu olanıydı. Annesi Frigg’in ettirdiği yemin sayesinde hiçbir şey ona zarar veremiyordu. Hatta tanrılar eğlenmek için ona oklar, mızraklar ve taşlar fırlatırlardı. Baldr ise bunlara yalnızca gülümseyerek karşılık verir, etrafa ışık saçmaya devam ederdi. Ta ki gölgelerin arasında saklanan Loki ortaya çıkana kadar.


Loki; Frigg’in gözünden kaçan ve kendisine yemin ettirilmeyen küçük bir bitkiyi, ökse otunu, kör tanrı Höðr’e verdi ve onu Baldr’a fırlatması için manipüle etti. Baldr, onu koruyan bir yemin olmadığından göğsüne saplanan küçük ot parçasıyla hayatını yitirdi.


Işık söndü. Gökyüzü ilk kez sessizleşti. Ve o an Ragnarök başladı.


Tanrılar öfkeyle Loki’yi yakaladılar. Onu dünyanın en karanlık yerine götürdüler, kayaların arasına bağladılar ve üzerine bir yılan yerleştirdiler. Yılanın dişlerinden damlayan zehir, Loki’nin yüzünü yakıyordu. Her damla, Loki’nin acıyla kıvranmasına ve haykırmasına neden oluyordu. Bunun sonucunda oluşan sarsıntılar ise dünyada deprem olarak hissediliyordu. Eşi Sigyn, bir kapla zehri tutmaya çalışıyordu. Ancak kabı boşaltmaya gittiği her an Loki yeniden acıyla yıkanıyordu. Bu artık bir cezadan öteydi, Loki için zaman bile acının bir parçasına dönüşmüştü. Işık kaybolmuştu. Gökyüzünde uluyan aç kurtlar, Güneş ve Ayı yutmuştu. Ve dünya dondu. Üç yıl süren kış başladı: Fimbulwinter. Ahlak ve düzen çöktü. Kar durmadı, rüzgar dinmedi. İnsanlar aç kaldı, kardeş kardeşi öldürdü, baba oğlunu tanıyamaz oldu.


Bir gün, demirin çatlama sesiyle her şey geri dönülemez noktaya ulaştı. Ağzını açtığında alt çenesi yere üst çenesi göğe değen devasa bir kurt olan Fenrir, zincirlerini kırdı. Denizler kabardı ve derinliklerinden karanlık bir vahşet yükseldi. Dünyayı saran yılan Jörmungandr, okyanustan çıktı ve gökyüzüne zehir saçtı. Ölüler, Hel’in karanlık diyarından yükseldi. Devler, karanlık güçler ve ölüler birleşti. Ve en sonunda Loki’nin zincirleri de kırıldı, yüzünde hâlâ zehrin izleriyle haince gülümsedi.


Kaos artık serbestti.


Asgard’a giden, gökkuşağından yapılmış ve alemleri birbirine bağlayan o güzel köprü, kaosun orduları üzerinden geçerken çatladı ve son bir çığlıkla parçalandı.

Evrenin sınırları yok oldu. Artık hiçbir şey ayrılamazdı. Tanrılar, ölüler, devler… Hepsinin kaderi aynı yere yazıldı.


Gökyüzü, toprak ve su; her şeyi kana boyayacak savaştan önce parçalandı.


Kaosun bekçisi Fenrir’e karşı Odin, bilgeliğin gücüyle savaşmak için öne atıldı. Ama kadere karşı bilgelik bile işe yaramazdı. Fenrir üzerine atladı ve Odin’i tek lokmada yuttu.


Odin’in oğlu Vidar, babasının intikamını almak için geldi ve kurdun çenesini ikiye ayırdı. Ama bu bir zafer değil, yalnızca sonu geciktirmeye çalışan beyhude bir çabaydı.


Gökyüzünden zehir damlıyordu. Thor çekicini kaldırdı ve darbe üstüne darbe indirerek göz göze geldiği yılan Jörmungandr’ı öldürdü. Ama Thor bu savaştan bir zaferle ayrılamadı. Yürüdü, yürüdü… Ve dokuz adım sonra o da zehirin etkisiyle yere yığıldı. Zafer onunla birlikte öldü.


Diğer tarafta Loki ve Heimdall çarpışıyordu. Birbirlerine ağır darbeler indiriyor, kan ve yaralar içinde savaşmaya devam ediyorlardı. Loki, dokuz dünyanın yıkıldığını görmeden ölmeyeceğini haykırdı. Ve sonunda ikisi de yan yana, aynı anda öldü.


Sonunda o geldi: Surtr. Elindeki alevden kılıcıyla yeri ve göğü parçaladı. Her şey alevler içinde kaldı. Dağlar eridi, denizler kaynadı ve evren küle döndü.


Dünya denize gömüldü. Güneş söndü. Hiçbir ses kalmadı. Sadece su ve boşluk vardı. Yggdrasil bile sessizdi. Mutlak boşluk… Sonra bir kıpırtıyla suyun içinden bir parça toprak yükseldi. Temiz, taze ve bozulmamış bir toprak… Yeni bir güneş doğdu. Yeni hayatlar, yeni insanlar, yeni tanrılar…


Ragnarök, yalnızca tanrıların ölümü değildir; aynı zamanda tekrarın lanetidir. Odin kaderi bilir ama değiştiremez. Thor kazanır ama zaferiyle birlikte ölür. Loki ise kaosu, düzeni değiştirmek için bir araç olarak kullanır; fakat o da mutlak düzenin bir parçasıdır. Çünkü burada evren ve kader bir çizgi değil, bir dairedir. Her şey yaşanır, biter ve yeniden başlar. Aynı hatalarla. Aynı sonlarla. Fakat sorulması gereken bir soru vardır: Eğer her şey yeniden başlıyorsa neden hiçbir şey değişmez? Çünkü kimse zincirlerini kırıp bu daireyi bozamaz. Kaderi bilmek, onu değiştirmek demek değildir. Odin bunu öğrendi ama çok geçti.


Sonuç olarak tanrılar, bile isteye adım adım sona yürüdüler. Dairenin mantığı budur. Başlangıcı, sonunun içindedir. Sapma olmaksızın devam eden bir döngüdür. Fakat sarmal farklıdır.


Sarmal tekrar eder ama aynı kalmaz. Her halkası birbirinden farklıdır. Her halka, diğerine bağlanır ve birbirinden izler taşır. Her küçük sapma yeni bir fark yaratır. Ragnarök’ten sonraki dünya, aynı dünya değildir.

İşte o küçük sapma, daire ile sarmal arasındaki farkı belirleyen dönüm noktasıdır. Belki de özgürlük tam olarak budur: Kaderi reddetmek ya da değiştirmeye çalışmak veya ondan kaçmak değil, onu aynı şekilde yaşamamayı seçmektir. Çünkü zincir kırıldığında zaman, kısır döngüden çıkar ve yükselmeye başlar. O an Ragnarök, başlangıcı ve sonu kendi içinde olan bir daire olmaktan çıkar; yükselen zamanın içinde, farklı başlangıçlara ve farklı sonlara sahip bir sarmala dönüşür.


Kaynakça

Crossley-Holland, K. (1980). The Norse myths. Pantheon Books.

Davidson, H. R. E. (1964). Gods and myths of Northern Europe. Penguin Books.

Larrington, C. (Çev.). (2014). The Poetic Edda. Oxford University Press.

Sturluson, S. (2005). The Prose Edda (J. L. Byock, Çev.). Penguin Classics.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page