"Kafesin teki kuş aramaya çıktı."
İnsan, algılarıyla şekillenmiş bir parmaklığın ardında gerçekliği anlamaya çalışır. Parmaklıklar, deneyimlerin sınırlarını belirler iken soğuk gölgesi her kimse için farklı bir zaafın izini taşır. Sınırlardaki çeşitlilik, benliklerin deneyimlerini öznelleştirir. Farklı algılarıyla farklı benlikler, aynı durumun çevresinde bambaşka gerçeklikler yaşar. Özgün bakış açılarının tevellüdü böyle gerçekleşir.
Gerçekliğin kırılganlığı toplumu renklendirirken öznelliği, anlaşılmayışın hatta bazen dışlanmışlığın kaynağı olur. Böyle bir durumda insanın etinde yalnızlık hissi filizlenir. Bahsedilen yalnızlık sadece toplumsal bir mesafe olarak şekillenmez. Bazısı gerçekliğe yabancılaşır, bazısı vahdetivücuda, bazısı da kendine. İçinde bulunduğu yabancılaşmayı fark edebilmek ise aciz bir özgürlük sunar ruhlara. Bireylerin boynuna şeffaf kementini dolar ve her arayışta biraz daha sıkar boğarcasına. Böylece üzerine düştükçe kırılan gerçeklik, muamma bir labirente dönüşür. Bu noktada belki de her şey anlamını yitirir. Bahsi geçen anlam kaybı kasvetli bir durum olmak zorunda da değil; kimi bu kayba mahkûm olabileceği gibi kimi de bu kayıp ile kavuşabilir özgürlüğüne.
Peki, adım attığı labirentte yitik insan kendine ne denli güvenebilir?
Gerçekliğin öznel algılandığını fark etmek insana kendi gerçekliğini sorgulatabilir. Mesela, “Predictive Processing” teorisinin sunduğu perspektife göre beyin, kendi dünyasını yorumlayarak var eder (Clark, 2013). Yani var olanı algılamadan önce kendi eleştirisini saptar. Sonra var olan ile yaptığı saptamanın uyumunu ölçer. Bu uyuma göre bir gerçeklik algısı oluşturur. Dolayısıyla farklı beyinlerin farklı eleştirileriyle gerçeklik çeşitli yorumlanacak yani başka algılanacaktır. Kişi bu varyeteleri fark ettiğinde yalnızlıkla yüzleşebilir. Böylece belki mükedder belki de serazat hisler doğar ruhunun nüvesinde.
Beyin bir kafes ise kuş da ona duyulan kontrolsüz güven olacaktır. Oluşabilecek onca çeşit algının ihtimalinde kendi yargılarımıza sıkı sıkıya bağlanmak ne derece gülünç ise ona sırt çevirmek de bir o kadar müphemdir. Tüm bu yanılsamaların neticesinde seçilmesi gereken tek bir doğrunun veya yolun varlığından söz etmek zordur. Dileyen beyninin kafesinde prangaya vurur kendini, dileyen yeni yollar deneyimler labirentin tüm çıkmazlarını kazıyana kadar aklının bir sapasına. Ancak bu son derece şahsına has deneyimlerde kaçınılmaz olan değişimdir.
Birey hangi yolu seçerse seçsin bir devinim içerisindedir. Bu hareketin sonucunda var olana bir katman eklenir. Eklenen katmandan tatmin sağlansın veya sağlanmasın, yine de bu bir gelişim olarak değerlendirilmeye müsaittir. Sonuçta yiten bir şey yoktur; yalnızca olumlu veya olumsuz bir katkı vardır. Bu bağlamda nahoşluğun bilinçli tezahürü, tatmin sağlamaya yetecek hoşluktadır.
Kaynakça
Clark, A. (2013). Whatever next? Predictive brains, situated agents, and the future of cognitive science. Behavioral and Brain Sciences, 36(3), 181–204.



Yorumlar